Son zamanlarda sinsice yayılan zehirli bir afyon bulutu görüyorum ve gene Türk milliyetçilerinin bölünmesi için nifak tohumu serpen eniklere şahit oluyorum. Buna lüksümüz yok, yaprak gibi dağıldık, 3-4 tane partiye bölündük, özümüzü unuttuk. Türkeş ve Atsız küskünlüğünü düşmanlık diye yutturmaya çalışan, ülkemizin etnik bir çorba olmasını gönülden arzulayan bu cariye soyluların anaokulu seviyesi stratejilerine engel olmak için bu konuya artık açıklık getirmek istiyorum. Bu bilgileri akademik olarak, kanıt, alıntı ve belgelerle öğrenmek isteyenler Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun hocamızın konu ile ilgili enfes makalelerine kolayca ulaşabilir.
Atatürk ve Atsız
İşin özeti; Nihal Atsız, Atatürk'ü hem severdi hem de sayardı. Bu bütün ömrüne yayılmıştı. Atsız Ata, gençliği boyunca büyük bir Türk kumandanın ülkenin milli şuurunu perçinleyerek devleti diriltmesine şahit oldu. Ergenlik ve yirmilerinde defalarca Mustafa Kemal Atatürk'e "en büyüğümüz", "başbuğ" ve en önemlisi "Türkün Tunç iradesini temsil eden bir deha" diye bahsetmiştir. En önemlisi, İnönü dönemindeki hiddetli bir dönem dışında yaşlılığında da bu tutumunu yeniden kazanmıştır.
Oda sıcaklığı IQ'lular, Atsız'ın 1941 novellası 'Dalkavuklar Gecesi'ni örnek göstererek puan kazanmaya çalışırlar. Onları zorbalayın. Ezin. Yere düşerlerse tekmeleyin. Çünkü emin olun o kısa romanı okumamışlardır bile. Eserde büyük bir hükümdara yalakalık ve dalkavukluk için kıyasıya yarışan kralcılar ve karaktersizler eleştirilir. Mutlak gücü elinde bulunduran bir kral karakter vardır evet, ama o kral eleştirilmez. Atsız bu roman ile, büyük önderlerin gölgesi altında birbirleri ile karaktersizlikte yarışan yancıları eleştirir. Gidin okuyun, okuyun ki, kavram karmaşası yaratmaya çalışan Türklük bilinci düşmanlarını göt edebilin.
3 Mayıs dönemi ve 1944'e yaklaştığımızda, Atsız Ata, Mustafa Kemal'in vefatından sonra onun mirasını peşkeş çekmeye çalışan, siyasi ihtiraslar için Atatürk'ün anısını koz gibi kullanmaya çalışan dalkavuklara ve Makyavelist politikacılara karşı zorunda kalmıştır. Hala devam etmiyor mu bu? Son Gökbörünün anısını üzerinden iğrenç basiretsizlik ve başarısızlıklarını örtbas etmeye çalışan dalkavuklara hala başımıza bela değil mi?
Aklınızda bulunsun, elbette Atatürk tarzı pragmatik/stratejik Türkçülük ile Atsız tarzı agresif/duygusal Türkçülük arasında nüans farkları vardır. Ben iki uç noktanın ortasındayım, ama ikisini de Ata bilirim. Bunu kimse inkar etmemeli. Şair ruhlu Atsız'a kalsa Altay dağlarını son adam kalana dek at veya tank sürmeliyiz. O büyük bir aşkın esiri ve o sevginin fırtınası altında 'ne olursa olsun yapalım' diyen bir idealist, Mustafa Kemal Atatürk ise 10 hamle sonrasını planlayan bir satranç ustası, devrimci, rönesans ruhlu bir adamdır.
1950'lerde, İnönü döneminde ise milliyetçileri 'vatan haini' olarak nitelendiren politikalar, Türk tarihi ve şuurunu hazmedemeyen devşirmelerin kibirli tavırları yüzünden Atsız, Cumhuriyet'ten dahi soğumuş, bir süre 'gayrimeşru düzen' olarak nitelendirmiştir. Sürekli zorbalanan, fişlenen milliyetçiler o dönem zaten Atatürk sonrası Cumhuriyeti bir diktatörlük olarak nitelerlerdi.
Genç Cumhuriyetin temeli oturduktan sonra yetişkinlik dönemindeyse Atsız, bu küskünlüğü törpülemeye başlar. 1964'te 'gayrimeşru' teriminden vazgeçer ve yalnızca 'diktatörlük' der. 1970'te ise dönüm noktası gelir ve Atsız Cumhuriyet devrimlerine milli övünç kaynağımız, rakiplerimizin devrimlerine göre son derece yumuşak ve insanca demeye başlar.
Bunun sebebi bence Atsız'ın Atatürk bakış açısını anlamasıdır. Milletine olan aşk ruhunu tutkuyla yoran Atsız, yaşamını Türkiye Cumhuriyeti için yakmış Atatürk'e nihayet kurulan yeni düzenle ilgili tam empati ve sempati beslemeye başlamıştır. Ancak Atatürk'ü kullanıp tırnağındaki pislik olamayan geçmişin ve şimdinin dalkavuklarına olan nefretinin baki kaldığına eminim.
Analitik olarak 1960'lardan itibaren Atsız, Atatürk'ün 'Turancı', 'soycu' ve 'Türkçü' olduğunu yazar.
Ötüken dergisinde, CHP'ye karşı hala hiddeti tazeyken, 1966'da şunu demiştir:
“Atatürk’ün ‘Türk milleti, başına geçireceği insanların kanındaki cevher-i aslîye dikkat etmelidir’ sözü açık anlamı ile ‘Türk ırkından olmayanları başına geçirme’ demektir. Bu söz mücerret bir övünme veya şatafat değil, acı denemelerden doğmuş bir gerçek, yabancı soyluların getirdiği felâketlerden alınmış bir derstir. Bunu Atatürkçü geçinip de Türkçülük düşmanlığı yapanları uyarmak için hatırlatıyorum.”
Orta yaş ve ötesine geldiğinde Atsız Ata, bugün Türk-Türkçü-Atatürkçü kimliğin birbiriyle birleştiği sentezi istemsizce yaratır:
"Mahvoldu sanılan bir milleti şahlandıran devlet adam" olduğu için "Atatürk" ismini hak ettiğinden tutun; EN ÖNEMLİSİ Türk milli kahramanları listesinde Mete Kagan, Alp Arslan gibi isimlerin olduğu listede son kutlu Türklük neferi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK yapar.
Şu aşağıda yazdığına bakın, şevki Atsızın bu yazdığıyla dolmayan ne fakir bir yürektir:
"Ölmezler Yolumuz, Türk tarihinin ulu kişilerinin heykel ve anıtlarıyla süslü, en heybetli ağaçların gölgelediği bir tarih yoludur. Şimdilik Alp Er Tunga ile başlayıp Atatürk’le bitecek ve ilerde de yetişecek büyüklerin heykel ve anıtlarının eklenebileceği uzun ve gösterişli bir yol…"
Atsız ve Atatürk arasına yalanlarıyla zehir sızdırmaya etmeye çalışan sızıntılara ve fesli köpeklere cevap olarak bu lafı ezberleyin. Milliyetçileri böldükleri gibi Türkçüleri bölemeyecekler. Önce yalanlarını dağıtacağız, sonra da birleşeceğiz.
Birleşeceğiz ya da öleceğiz.
Alper Çağlar https://twitter.com/AlperCaglar/status/1708027028585300318